27 Haziran 2009

ÇOCUKLUĞUMUZ

Annemin bana öğrettiği ilk kelime

Allah şah damarımdan yakın bana, benim içimde

Annem bana gülü şöyle öğretti;

Gül, onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi,

Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus

Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı;

Güneş ve ay mahpus...

Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde,

Binmiş gelirdi Ali bir kırata,

Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından,

Asyada, Afrikada, geçmişte, gelecekte...

Biz o atın tozuna kapanır ağlardık,

Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü.

Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü,

Ali güneşin doğduğu yerden, battığı yere kadar kahraman,

Ali olmaktan bir sedef her çocukta.

Babam lambanın ışığında okurdu,

Kaleler kuşatırdık, bir müslüman ölse ağlardık,

Fetihlerde bayram yapardık,

İslam bir sevinçti kaplardı içimizi.....

Peygamberin günümüzde küçük sahabileri biz çocuklardık,

Bedir'i, Hayber'i, Mekke'yi özlerdik

Sabaha kadar uyumazdık...

Mekkenin derin kuyulardan iniltisi gelirdi

Kediler mangalın altında uyurdu,

Biz küllenmiş ekmekler yerdik, razı;

İnanmış adamların övüncüyle,

Sabırla beklerdik geceleri....

Şimdi hiç birinden eser yok,

Gitti o geceler, o cenk kitapları,

Dağıldı kalelerin önündeki askerler,

Çocukluk, gözün dökülen yaprakalar gibi....

SEZAİ KARAKOÇ

Hiç yorum yok: